Bugun...


GÖLGE
/ Türkistan – Kazakistan

GÖLGE

 Nurgali JUSİPBAY

İlk defa çocukluğumda farketmiştim onun varlığını.  Benim kadar ufacık, benim kadar neşeliyidi. Oynamayı çok severdi benimle. Zıpladığımda benimle birlikte o da zıplar, koştuğumda o da koşardı peşimden. Birlikte yaramazlıklar yapar, dayak yerdik annemizden. Evdekiler bizi çok severdi. Çünkü, o, benim dostumdu. Gölgemdi o benim. Bendim o.

***

İlk aşkımın yanağından  ilk öpüşümden sonra parmaklarım titreyerek paylaştığım ilk sigarayı öksüre öksüre onunla içerken bana gizliden gizliye ihanet ettiğini öğrendim. “Ben de sevdim onu” demişti bana.

Delikanlılık çağıma böyle bastım adımımı. Kıskanarak ondan. Gölgemden. Yani kendimden.

Sesimi çıkartamadığım bu ihanetten yıllar sonra bir tuhaf olmaya başladı benim çocukluk arkadaşım. Huyu mu değişmişti, yoksa, başkasını mı sevmeye başlamıştı, bilemem, ama, kendisini benden üstün olduğunu gördüğü kesindi. Durup duruken küçümsserdi beni. Beni hor görmekten hoşlanırdı en çok. Alay ederdi benimle. Üstelik bunu en çok, onun değil, ışığın benim üzerime düştüğünde yaprdı hem de. Yani, tam mutlu anlarımda.

O dönemler tek kişilik “Hayat” tiyatrosunun tek oyuncusu olduğum için her defasında seyircilerin önüne güvenle çıkar, kendimden geçerek rolümü oynardım. Oyunun tam doruk noktasında bile bana doğru düşen projektör ışığı  onu benden daha büyük olarak gösterir, monololarımı o söyler, oyun sonunda ise seyircilerin tam olarak kimi alkışladıklarını hiç çıkaramazım doğrusu. Yukarıdaki projektörün, tepeden gelen ışığın gösterdiği doğruydu. Yani, Yüce Nur’un. Yani, Allah’ın.  Gölgem benden daha büyüktü. Yani, nefsim.

***

Daha sonra birçok arkadaş edindim. Kimi benden daha  iriyarı olduğu için onların gölgeleri de benimkinden daha büyüktü, daha devdi,  kimileri benden daha ufak olduğundan gölgeleri de cüceler gibiydi. Sonra bu arkadaşlarımın arasında  “Devlik ve cücelik” konusu bir tartışma çıkarmış, sonu kavgayla bitmişti. Herkes kendisinden yana dövüşüyordu.

Cüceler araba lastiğinin altında kalan domatesler gibi  “fışt” gibisinden  tuhaf sesler çıkarıp gülünç bir şekilde ezilip ölüyorlardı pek gürültü çıkarmadan. Ölümün bu kadar gülünç olabileceğini ilk o zaman anladım.

Benim halim ise cücelerinkinden daha şanslı, daha  iyi, devlerle kıyaslanmayacak kadar tuhaftı. Ayakta kalabilmek için dövüşmek zorundaydım. Yumruğumu sıkıp, omuzuna omuzumu vermek için arkadaşım olarak bildiğim gölgeme baktım. Yoktu o. Karşı cepheye geçtiğini görünce düşmana kıyamadığım küfrü gölgeme bastırdım şiddetle.

Son hatırladığım:

başım dönüyordu… bayılıyordum.

başları dönüyordu… mutluluktan… seviniyorlardı.

Son düşündüğüm, oracıkta öleceğimdi…

…gözlerimi kardeşlerimin kucağında açınca ölmediğimi anladım. Gölgem de benim kadar zayıf düşmüş, yıpranmış, doya doya dayak yemiş, ihanet etmiş olmasına rağmen nedense terketmemişti beni.

Kardeşlerim yaralarımı sardılar şefkatli elleiyle.

Gölgemi ise onların gölgeleri iyileştirdiler.

***

Bir gün benim başıma gelen kardeşlerimin de başına gelmişti.

Kendi aralarında, “BENİM GÖLGEM SENİNKİNDEN DAHA BÜYÜK” diye ciddi ciddi tartışıyorlardı. Bu tartışma insanın rüyasında bile göremeyeceği kadar tuhaf olmasıyla birlikte, son derece aptalcaydı. Bu manzara karşısında benim kadar gölgemin de utandığını farkettim.

O anda kardeşlerim oldukları gibi görünmekten ya da göründüğü gibi olmaktan çok uzak düşmüşlerdi. O kadar gözü dönmüşlerdi ki, damla kadar aklıllarını serçeninki kadar başlarına toplaması ve gerçekleri görmesi için karşılarına dünyanın en büyük aynasını koysan bile  kibirlenen gölgeleri o aynaya bile sığmayacak, hatta çatlatıverecek kadardı.

Sesimin çıktığı kadar bunun ayıp olduğunu söylesem de beni duyan olmadı, maalesef.

Ve bu aptallık akşama kadar sürdü. Güneş yuvasına batınca tüm gölgeler kaybolmuş, dünyanın tüm kusurunu örtebilecek kadar cömert, gözlüye gestermeyecek kadar muktedir olan Gece Efendi kardeşlerimin kusurlarını da örtbas etmiş, gölgelerini gölgesine yutuvermişti. Utançtan birbirlerine bakacak kadar yüzleri olmadığından kafalarını yorganlarının altına gizleyerek uyuyor gibi yatıyordu hiç hareket etmeden. Gölgesizdiler. Yani, cansızdılar.

Uyuyamadım o gece.

Sabah kalkar kalkmaz tüm hayatım boyunca bana ihanet eden, hainliğiyle dost bildiğim düşmanlarımı mutlulukla başlarını döndüren, kibri alışkanlık edinen gölgemi terbiye etmeliydim.Yani, kendimi.

“BENİMKİ DAHA BÜYÜK” diye gölgelerini yarıştırarak önce kendi aralarında şiddetle tartışan, sonra, güneş batınca bir daha yataklarından hiç kalkmayan kardeşlerimi de unutmamam gerekirdi.

SON




Bu haber 132 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI