Bugun...


ARAŞTIRMACI YAZAR ŞAFAK BAYRAKTUTAN İLE KADİM TARİH


Son olarak “Anunnakiler” kitabıyla karşımıza çıkan araştırmacı Şafak Bayraktutan (GökTürk) ile Sümerler, Anunnakiler, Planet X ve düzenlediği kültür turları hakkında bol kadim tarih kokan bir sohbet gerçekleştirdik.

 
 
 
 

Göbeklitepe kadim zamanlardan kalan bir tapınma merkezi olarak görülürken artık oranın bir lâboratuar olduğunu biliyoruz. Göbeklitepe’nin asıl hikâyesini bize anlatır mısınız? Bu araştırmayı yaparken sizi en çok şaşırtan şey neydi?

 

Şafak Bayraktutan: 2014 te yazdığım Amon Ra; Uzaylı Bir Prensin Yaşam Öyküsü kitabında da belirttiğim üzere bana göre Göbeklitepe bir evcilleştirme laboratuvarıdır. M.Ö. 11 000 - M.Ö. 7400 arasında Ninmah-Hathor başkanlığında anunnaki grubu Göbeklitepe'de ve Bereketli Hilal'in çeşitli yerlerinde kurdukları laboratuvarlarla bitki ve hayvan evcilleştirme çalışmaları yapmışlardır. Göbeklitepe bu merkezlerin ilki olduğu için çok değerlidir. Ninmah/Hathor'un baş harfi H başta Mısır olmak üzere kadim tapınakların çoğunda karşımıza çıkmaktadır. Hathor'un bir uzlaştırıcı olduğu ve doğu-batı klanlarının ortak çalıştıkları her yerde bu sembolün kullanıldığını önermekteyiz. Hatta bu uzlaştırıcı tavrından dolayı Hathor/Ninmah'ın kendisine Ninhursag ismi de verilmiştir. H harfi doğu ve batı arasında bir köprü şeklinde görülmelidir.

 

Dünya'nın hemen hemen her yerinde tanrı ve tanrıçaların ellerinde görülen anunnakilerle özdeşleşmiş el çantalarından Göbeklitepe'de de bulunmuştur. Bu durum anunnakilerle Göbeklitepe arasındaki bağı güçlendirmiştir. Çantalar ise bize göre anunnaki genetik-biyotik araçları taşıyan el çantalarıdır.

 

Arkeologlar boyları 3 ila 6 metre arasında değişen T biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan tasvirleri olduğunu düşünmektedirler. Bunun sebebi olarak ta T biçimindeki sütunlarda görülen kol ve el tasvirlerini görmekteler. Burada sormak istiyoruz taşı hamur gibi kesip üzerine her türlü çizimi yapabilen ve hatta kabartmacılıkta uzmanlaşmış, üç boyutlu ürünler ortaya koyabilen sonra da buraya kadar taşıyıp dikebilen bir uygarlık gerçekten insanı anlatmaya çalışsaydı bedenimize çok daha yakın bir insan tasviri ortaya koyamaz mıydı?

 

Bizim iddiamız yuvarlak yapıların 20 den çok daha fazla olduğu ve bir ana yapı(belki dikdörtgen belki beşgen belki bir piramit vs.) tarafından kontrol edildiği yönündedir. Bu yuvarlak yapılar ise hayvanların korunması için kurulmuş yapılardır. Evcilleştirme işlemleri tamamlanınca da çoğu kadim yapı gibi üzeri toprakla örtüldü…

 

Beni en çok şaşırtan bulunduktan hemen sonra çalınan heykel konusu oldu. Göbeklitepe'de Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt'in başkanlığını yaptığı kazı ekibi 40-50 cm. yüksekliğinde Cilalı Taş Devrine ait, bir insan başı ve üzerinde bir yırtıcı hayvan bulunan 11 bin 600 yıllık bir heykele ulaşıyor. Heykelin devamını bulmak ve bulunduğu ortamı daha detaylı incelemek için kazı ertesi güne bırakılıyor. Ancak Sabah saatlerinde tekrar aynı yere gelen kazı ekibi heykelin yerinde olmadığını fark edince olayı jandarmaya haber veriyor. Bu heykel için Kültür ve Turizm Bakanlığı kazı başkanı Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt'e 150 bin TL ceza kesiliyor ve. Prof. Dr. Schmidt cezayı ödüyor.

 

 

Matematik, astronomi, para, örf ve adetler hepsinin temeli Sümerlere dayanıyor. Sümerlerin bu gücü nereden geliyordu? Gezilerinizde ve araştırmalarınızda kitaplarda yazılmayan, insanlardan saklanan bilgilere rastladınız mı?

 

ŞB: Bir asır süren arkeolojik keşif ve akademik araştırmaya göre günümüz uygarlığının temellerinin Sümer’de atıldığı anlaşılmıştır. Burada, sanki yoktan var olmuşçasına yazılı dil ve edebiyat, okul ve tapınaklar, doktor ve astronomlar, matematikçiler, yüksek yapılar, kanallar, limanlar ve gemiler ortaya çıkmıştır. Ayrıca kapsamlı tarımla, ileri düzeyde madencilikle, tekstil ve ticaretle, kurallar ve adaletle, ahlak kavramlarıyla, kozmolojik teorilerle ilgili tarih öncesi döneme ait kayıtlar ortaya dökülmüştür. Sümerliler tüm bu gelişmelerin kaynağı olarak Anunnakileri göstermiştir. Hatta bütün şehirleri bile Anunnakilerin hazırlayıp insanlara verdiklerini yazmışlardır. Sümerler, dünya üzerindeki ilk yerleşim yerini kuranların, Nibiru’dan gelen Anunnakiler oldukları ifadesini sıkça kullanmış ve vurgulamışlardır. Günümüzden altı bin yıl önce bu uygarlığa nasıl ulaşabildiklerini de bir tablette şöyle yazmışlardır: “Güzel görülen her ne varsa Anunnakilerin lütfüyle yaptık.” Son sorunuza cevap olarak da dini hassasiyetler nedeniyle kitaplara yazamadığımız o kadar çok bilgi var ki…

 
 
 
 

 

Peki, az çok herkesin bir fikri olduğu Anunnakiler hakkında ispatlanan gerçekler nelerdir?

 

ŞB: Hem ana akım bilim hem de bizler, Anunnakilerin “Sümer Tanrıları” olduğu konusunda hemfikiriz, çünkü binlerce tablette yazılan bilgiler ortadadır. Ana akım bilim ile ters düştüğümüz nokta ise bizim onları uzaylı olarak görmemiz, bilim adamlarının ise onları hayali tanrılar olarak görmesidir. Ancak bizim en baştan beri savunduğumuz konu kadim bilgilerde tanrı-tanrıça olarak bilinen varlıkların uzaylı oldukları ve Güneş sisteminin en dışında bulunan, bugünlerde keşfedilmeyi bekleyen Nibiru’dan geldikleridir. Kaynak olarak da kadim tabletleri, yazıtları, stelaları, Kuran, Tevrat gibi kutsal kitapları, Heredot, Beresos gibi tarih yazıcılarını, çeşitli kadim metinleri almaktayız. Kanıtlar konusuna gelince dünyanın pek çok yerinde yapılmış piramit yapılar, megalit taşlar, antik kentlerdeki devasa sayılan taşları kesme, taşıma ve bunlardan üst üste yapılar oluşturma teknolojisi başlı başına kanıtlardır. Kadim zamanlardan ise M.Ö. 50'deki yıldız hesap makinesi, Hathor Tapınağındaki elekton tüpleri, Hindistan’daki Ashoka Sütunu, İnkaların jet uçağı, otuz sekiz bin yıl önce tüfekle vurulan neandertal adam ve Sümer cep telefonunu örnek gösterebilirim. Bir de Sitchin’in tamamlanamayan Ur-Genom Projesi var. Bu projede British Museum’da bulunan Ur Kraliçesi Nin-Puabi’ye ait mumyadan DNA talep ediliyor. Bağımsız laboratuvarlarda onun bir Anunnaki olduğunu kanıtlamak için yapılan bu talep reddediliyor. Binlerce insan bu projeye destek veriyor ve bu bir kampanyaya dönüşüyor. Tam da bu nokta da maalesef Sitchin ölüyor. Sonrasında bu projeye ait ne varsa internetten siliniyor. Sadece Sitchin hayranlarının düzenlediği imza kampanyası ile ilgili bir mektup kalıyor.

 

 

 
 
 

Günümüzün en merak edilen konularından biri Planet X yani Nibiru. Son güncel gelişmeler nedir?

 

ŞB: Güneş Sistemimizin en dış gezegeni olan ve keşfedilmeyi bekleyen Nibiru, günümüzdeki ismiyle Planet X, Anunnaki uzaylı türünün ana vatanıdır. Sümerler, Büyük Tufan’dan dört yüz otuz iki bin yıl önce Anunnakilerin kendi gezegenleri olan Nibiru’dan Dünya’ya geldiklerini yazmışlardır. Tabletlere göre Anunnakilerin Nibiru’su Güneş Sistemimizin en dış gezegeni Planet X olarak bilinen gezegendir. Bize göre NASA ve ESA, 1983’te IRAS uydusu tarafından keşfedildiğinden beri bu gezegeni izlemektedir. 2008’de Japonya’daki Kobe Üniversitesi’nde çalışan bilim adamları, Güneş sisteminin dış kenarlarında bulunan bir gezegenin varlığına ikna olduklarını açıklamışlardır. 2016 Ocak’ında bu gezegenin varlığı iki NASA bilim adamı Mike Brown ve Konstantin Baytgin tarafından kısmen açıklanmıştır. Güneş sistemimizdeki yeni bulgular üzerine Astrononomical Journal’da yayınlanan makalede muhtemel yeni gezegenin uzaklığıyla ilgili bilgiler vurgulanmıştır. Planet X keşfi ile ilgili dünya basınında sürekli haberler çıkmaktadır. En son 2 Ekim tarihli haberde Carnegie Bilim Enstitüsü Gök Bilimcisi Scott Sheppard, Planet X’in var olma ihtimali yüzde doksan demiştir

 

 

 
 

 

Araştırmalarınıza istinaden Türklerin kadim ataları, kökleri nereye çıkıyor? Türkler için en önemli, en kıymetli tarihi yer ya da eser nedir?

 

ŞB: Bu sorunuzla ilgili olarak Uygur Türeyiş Destanı'nın dizeleri bizim için çok anlamlıdır;

 

Tola ile Şelenga, birleşir dökülürmüş, Suların kavşağında, bir ada görülürmüş. Adanın ortasında, bir tepe göğe ermiş, Tepenin tam üstünde, bir de kayın göğermiş. Gün olmuş zaman olmuş, bir ışık peyda olmuş, Işık gökten inince, kayın da nurla dolmuş, Ne zaman ki, gün batar, ışık gökten inermiş, Kayından sesler çıkar, herkes müzik dinlermiş. Bunu duyan Uygurlar, hep birden şaşırmışlar, Bu durumu görenler, aklını kaçırmışlar. On ay on gece kayın, ışık ile sarılmış, Bir gün tam şafakleyin, kayın birden yarılmış. Beş güzel çocuk çıkmış, kayının ortasından, Gözleri kamaştırmış, bakmışlar arkasından. Gün olmuş zaman olmuş, hepsi kocaman olmuş, Küçükleri 'Böğü-Han', Uygurlara Han olmuş.

 

Yine Heredot’un, Anunnakilerin uzay araçlarınca İskitlere atılan tarım teknolojisini anlattığı şu kısımları da söylemeden geçmeyelim;

 

“Bunların zamanında Skythia'ya, gökyüzünden altından yapılma zanaat araçları düşüyor, bir saban, bir boyunduruk, bir balta ve bir kupa. Bunları ilk olarak en büyükleri görüyor ve yaklaşıyor almak için, altın kızıl kor oluyor. O geri çekiliyor, ortanca ilerliyor, gene aynı şey oluyor. Maden öyle ateş saçıyor ki, uzaklaşmak zorunda kalıyor. Sıra üçüncüye, yani en küçüklerine geliyor, o zaman altın soğuyor, o da bunları alıp evine götürüyor. Mucizeyi gören büyükler, iktidarı en küçüklerine bırakıyorlar.”

 

Bu ve buna benzer metinlerde Türklerin Anunnakiler ile direkt temas yaşadıklarını ve bu yaşanan temasları hayvanlarla sembolize ettiklerini görüyoruz. Bizim varsayımımıza göre Samaş kardeşi İnanna (Ayzit) ile birlikte Türklerin ana koruyucuları olmuşlardır. Aynı şekilde Japonya’nın güneş tanrıçası Amaterasu, Samaş’ın eşi Aya’dan başkası değildir. O yüzden Japonlar ile Türklerin çok derin bağları vardır. Ayrıca Şamaş, Arapça'ya Şems olarak geçmiştir. Şems güneş demektir. Osmanlı’nın yaptırdığı ve şu an ABD’de bulunan özgürlük heykelindeki kişi de Samaş’tır. Tevrat’ta Yahudilerin en büyük düşmanı da Baal yani Samaş’tır.

 

Türkler için çok fazla kıymetli yer var ancak bana göre Samaş’ın en önemli alanları olan Kırgızistan’daki Saymalıtaş, Urfa Soğmatar’daki Samaş Kutsal Alanı en değerli yerler…

 

 

Türkiye’de ve yurt dışında birçok kültür turları düzenliyorsunuz. Bu gezilerde başınıza gelen en şaşırtıcı anınızı paylaşır mısınız?

 

ŞB: İşaretleri ve enerjiyi yerinde görmek amacıyla her ay bir gezi yapıyoruz. Birçok deneyim yaşadık, ancak beni en çok heyecanlandıran ve şaşırtıcı bulduğum olay Kaz Dağları'nın tepesindeki Sarıkız Türbesi'nde yaşandı. Yaklaşık yirmi kişilik bir ekip ile yürüyüşümüzü yaparken, ben o sırada bulutlarla gelen UFOları anlatıyordum. (Hatta bu konuşmalarımı YouTube kanalımda da yayınladım.) Tam zirvedeyken aniden bir bulut geldi ve tepemizde durdu. Uzay gemisi şekline girdi ve 1 saate yakın tepemizden bizi izledi ve herkes bu bulutun fotoğrafı çekti.

 
 
 



Bu haber 327 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI